<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel>
	<title>serdar27</title>
	<link>http://sedo27.azbuz.com</link>
	<description>serdar27</description>
	<language>tr</language>
	<docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
	<lastBuildDate>1 Mar 2007 20:03:22 GMT</lastBuildDate> 
<image>
  <title>serdar27</title> 
  <link>http://sedo27.azbuz.com</link> 
  <url>http://s.azbuz.com/images/RSSlogo.gif</url> 
  <width>117</width> 
  <height>35</height>
  </image>
	
	
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>Kalp Sembol&#252;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669977</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> İlk insanlar kalbin, duyguların merkezi olduğuna ve ruhun burada oturduğuna inanıyorlardı. Heyecanlandıklarında, korktuklarında, karşı cinse ilgi duyduklarında kalbin gümbür gümbür atması, kalbe alınan bir yaranın hemen ölüme sebep olması bu inancı güçlendiriyordu.<br><br>Eski Mısır'da kalbin dolaşım sistemi içindeki yeri biliniyordu ama kalbin aynı zamanda hafıza, akıl ve idrak yeteneklerinin de merkezi olduğu sanılıyordu. Kalp ve duygular arasındaki bu ilişkiye olan inanç tarih boyunca devam etti.<br><br>Kutsal kitaplar bile 'Tanrı'yı bütün kalbinizle ve ruhunuzla sevin' derken sevgiyi, ruh ve kalple özdeşleştiriyorlardı. Günümüzde tüm duyu merkezlerinin beyinde toplandığı bilinmesine rağmen insanlar sevgiden bahsederlerken ellerini başlarına değil kalplerine götürürler.<br><br>Günümüzdeki şekliyle stilize edilmiş kalp sembolünün ortaya çıktığı zamanlarda aşkı simgelediği şüphelidir. İskambil kağıtlarında 'kupa'nın da sembolü olan bu şekil, 1400'lü yıllardan beri kullanılmaktadır. İskambil kağıtlarında asil sınıfı ve kiliseyi tem<b>sil eden kupanın şekli kalbi ve aşkı değil kalkanı simgeler.<br><br>İnsan ilmiyle uğraşan antropolog Desmond Morris kalp sembolünün insan dişisinin kalçalarının şeklinden kaynaklandığını ve uzun bir süre seksüalite sembolü olarak bilindiğini iddia ediyor. Çok şaşırtıcı ve hiç de romantik olmayan bir teori ama bu konuda yapılan araştırmalardan elde edilen daha şaşırtıcı sonuçlar da var.<br><br>New Yorklu tasarımcı Laura Tolkow, Mısır hiyerogliflerini yani resimli yazılarını incelerken kuş ve piramit sembollerinin yanında baş aşağı duran kalp sembolleri de dikkatini çekiyor. Önceleri kalp sembolünün o zamanlarda bile aşkı temsil ettiğini sanıyor ama yazıların anlamlarını öğrenince tam anlamıyla şok oluyor, çünkü hiyerogliflerdeki bu ters kalbe benzeyen şekiller erkek testislerini sembolize ediyor.<br><br>Biyolog John Hertner'in açıklaması ise daha akla yatkın gibi. Ona göre eski çağlarda Katolik kilisesi, insan vücudu üzerinde bilimsel çalışma yapanların, insan vücudunu kesip biçmelerini hoş karşılamıyordu. İnsan kadavrası üzerinde çalışma imkanı bulunamadığından anatomik çalışmalar kurbağalar ve fareler üzerinde yapılıyordu.<br><br>Kurbağanın dolaşım sisteminin şeması bugün bile okullarda öğretilir. Bu şemada kalbe giren ve çıkan ana damarlar, kalbin üzerinde iki geniş yay oluştururlar. Bu yaylarla birlikte kurbağanın dolaşım şeması kalp sembolünün aynıdır. Hertner, o çağlarda bu damarların da kalbin bir parçası olarak düşünüldüğünü ve insan kalbinin kurbağanınkinden pek farklı olamayacağı sanıldığından, kurbağanın dolaşım sisteminin, kalp sembolü olarak benimsendiğini ileri sürüyor.</b><br><br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 14:12:25 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669977</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>Tarihteki &#220;nl&#252;lerden Haz&#305;r Cevaplar</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669835</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> Hazırcevaplılık, her ortamda, her soruya anında cevap verebilme, söylenecek söz bulamadığınızda bile ortamı ölüm sessizliğinden kurtaracak cümleleri oluşturabilme yeteneğidir. Etkili bir iletişimci olmak istiyorsunuz. Fikirlerle dopdolusunuz. Konuşmaya kalktığınızda tüm cümleleriniz bir edip veya şairin satırları gibi vecizeye benzemeyebilir. Konuşma sırasında her cümlenin kelimelerinin bile anlam zenginliğinin bir parçası olması sağlanamayabilir. Bu noktada asıl önemli olan duraksamadan konuşmaya devam edebilmektir. [»»]<br><br>Tarihteki ünlülerin hazırcevaplılık örneklemelerinden&#8230;<br>1- Churchill, avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili,<br>Churchill'&#8217; e kızgın kızgın şöyle seslenir:<br>- &#8220;Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım.&#8221;<br>Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır:<br>- &#8220;Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi seve seve içerdim.&#8221;<br>2. Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş . Bir gün eşi<br>Sokrates'&#8217;e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış<br>kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış. Sokrates, gayet sakin:<br>- &#8220;Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum&#8221; demiş.<br><br>3. Bernard Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık<br>birbirlerini iğnelermiş. Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine,<br>Churchill&#8217; i davet etmiş ve davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:<br>- &#8220;Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp<br>gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa.&#8221; Churchill, hemen cevap<br>göndermiş:<br>- &#8220;Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu<br>seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa.&#8221;<br><br>4. Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi:<br>- &#8220;İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum&#8221; diye itiraz edecek<br>olunca Eflatun cevap vermiş:<br>- &#8220;Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum.&#8221;<br><br>5. Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle<br>ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi<br>olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri<br>kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:<br>- &#8220;Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem&#8221; der. Diyojen,<br>kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:<br>- &#8220;Ben çekilirim.&#8221;<br><br>6. Meşhur bir filozofa:<br>- &#8220;Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar<br>fakirsiniz?&#8221; diye sorulduğunda:<br>- &#8220;Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan&#8221; demiş.<br><br>7. Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile&#8217;ye hasımlarından biri:<br>- &#8220;Efendim&#8221; demiş, &#8220;Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?&#8221;<br>Galile: - &#8220;Doğru&#8221; demiş, &#8220;Benim kulaklarım bir insan için biraz<br>büyük ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mi?&#8221;<br><br>8. Bir toplantıda, bir genç Mehmet Akif&#8217;i küçük düşürmek ister:<br>- &#8220;Affedersiniz, siz veteriner misiniz?&#8221; Mehmet Akif hiç istifini<br>bozmadan şöyle yanıtlamış:<br>- &#8220;Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?&#8221;<br><br>9. Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere<br>çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri<br>ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:<br>- &#8220;Sen sır saklamayı bilir misin?&#8221; diye sormuş. Vezir:<br>- &#8220;Evet hünkarım, bilirim&#8221; dediğinde, Yavuz cevabi yapıştırmış:<br>- &#8220;İyi, ben de bilirim.&#8221;<br><br>10. Bir filozofa sormuşlar: - &#8220;Şansa inanır mısınız?&#8221; Filozof:<br>- &#8220;Evet, yoksa sevmediğim insanların başarılarını neyle<br>açıklayabilirdim. &#8220;<br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 13:50:51 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669835</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>Akl&#305;n&#305;za Gelen Bir &#199;ok Soru</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669725</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><b>Akıl ile zeka arasında fark nedir?</b></p><p>Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.<br></p><p><b>Horozlar niçin sabahları erkenden öterler?</b><br><br>Sabah güneş doğarken ötmek yalnız horozlara özgü değildir. Kulağa en çok horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasıdır. Kuşların büyük çoğunluğu da aynı saatlerde ağaçlarda koro halinde öterler. Gün boyu hem horozlar hem kuşlar bu ötüşü sürdürürler ama seslerinin en güçlü çıktığı zaman sabah saatleridir. Horoz ve kuşların sabah gün doğarken ötmeleri biyolojik saatleriyle ayarlanmıştır.<br><br></p><p><font size="2"><b>Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyor?</b></font><br><br>Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte ansızın ortaya çıkarlar. Sinekler ısıya karşı çok hassastır. Güneş bulutun arkasına girdiği zaman oluşan ısı düşmesinden etkilenirler. Kış günlerinde yaşama şansları yoktur. Ölmeden önce yumurtalarını toprağa veya kuytuya gömerler. Lavra ve yumurtalar soğuktan etkilenmez. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler başlar.</p><p><b>Doktorlar niçin dizimize çekiçle vurur?</b><br><br>Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir.<br><br><b>Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor?</b><br><br>Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekmektedir.<br><br><b>Matematikte niçin (-2) ile (-2) nin çarpımı (+4) tür?</b><br><br>Haftanın beş günü işe otobüs ile gidip geldiğinizi varsayalım. Her sefer bir milyonluk bir biletle yapılıyor. On milyon tutarında on tane bilet aldınız. Hergün gidiş geliş kullandıkça iki tanesi eksiliyor. Bunun eşitlikteki yeri (-2) dir. Siz bu işi beş gün süresince yani 5 kez yaparsanız (-2)x(+5)= 10 olur. Diyelim ki bayram tatilinin iki günü o haftanın Perşembe ve Cuma günlerine geldi ve tatil. Bu kez yapmanız gerekeni yapmıyorsunuz. İki günlük 4 bileti kullanmıyorsunuz. Bu hareket, yapmanız gerekene göre negatif yani ters yönde bir harekettir. Hergün bilet almak yerine iki gün süresince hiç bilet kullanmıyorsunuz.İki kere negatif hareketi &#8220;-2&#8243; bilet üzerinde yapınca o hafta elinizde (-2)x(-2) =(+4) bilet kalıyor.<br><br><b>Radyonun sesi açılınca pil daha çabuk mu biter?</b><br><br>Pille çalışan portatif radyolarda sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık, sesi kapalı durumu ile sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin kısalmasına neden olur. Ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akım yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve ses yükselticisi olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynıdır.<br><br><b>Termos nasıl sıcağı sıcak, soğuğu soğuk tutuyor?</b><br><br>Tek nedeni vardır, vakum.Yani boşluk.Bir termosta içiçe geçmiş iki kap vardır.Dıştaki metal bir kap olup içteki genellikle bir cam şişedir.İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır.Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de ılmadığından ısı iletilemez.Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır.İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz.Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.</p><p><br><b>Çinliler yiyeceklerini niçin çubukla yerler?</b><br><br>Çinlilerin yemek yeme alışkanlıklarının yiyeceklerini çok küçük parçalar halinde yemelerinden çubuk kullandıkları anlaşılıyor.Çinde eskiden yalnızca zenginler masada otururlardı. Halkın çoğunluğu tabakları ellerinde yemek yerlerdi. Bir elleriyle tabaklarını tutar, öteki elleriyle çubuk kullanarak beslenirlerdi. Hızla artan nüfus yüzünden yiyecek sıkıntısı çeken çinliler önlerindeki yiyeceği küçük parçalar halinde çoğaltarak yiyorlardı. O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle de tahta kullanımı kısıtlıydı. Masa kullanımı bu yüzden çok zordu. Çubuklar fildişinden ve kemikten yapılırdı.<br></p><p><b>İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar?</b><br><br>Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.<br><br><b>Satrançta şah niçin o kadar pasiftir?<br></b><br>Çünkü şah koruma altındadır. Zaten satrançta amaç şahı almaktır. O yüzden bütün taşlar onu korumakla görevlidir. Vezir ise başkumandan gibi şaha yardım eder. İleri geri, çapraz her yöne gidebilir. Batıda vezire Kraliçe adı verilmiştir. Bununla Kraliçe&#8217;nin Kralın en büyük desteği olduğunu işaret etmektir. Satranç 6. yüzyılda Hindular tarafından oynanmaya başlanmış, oradan dünyaya yayılmıştır.<br><br><b>Bir hafta niçin 7 gündür?<br></b><br>Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile güneş ve ayın sayısı nın 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.<br><br><b>Niçin otellerin kapıları döner kapıdır?</b><br><br>Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller.<br><br><b>Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar?<br></b><br>Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabın içinde ya da bir bardakta üstüste duran buzların her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük kısım erir.Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışcasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.<br><br><b>Kumaşlar yıkandıktan sonra niçin çeker?<br></b><br>Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden kumaşın az biraz uzaması gerekmektedir. Ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır. Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama, sabun hepsi kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kez yıkandıktan sonra ölçüleri belli bir dengeye ulaşır ve ondan sonra yıkandığında çekmez.<br><br><b>Çinlilerin gözleri niçin çekiktir?<br></b><br>Yalnız çinlilerin değil, Orta ve Güneydoğu Asya&#8217;da yaşayanların, japonların hatta Eskimoların da gözleri çekiktir. Aslında göz yapısı bütün dünyada aynıdır. Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok inmiştir. Bazı teorilere göre bu kıvrım insanların gözlerini yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için bir çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çinde ve öteki bölgelerde her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların atalarının buzul çağında kuzeyde yaşadıkları daha sonra güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil, burunları da rüzgara karşı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak yağlıdır. Göz kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani çekik gözlü değil, düşük göz kapaklı, demek daha doğrudur.<br><br><b>İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur?</b><br><br>Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir.<br><br></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 13:45:59 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669725</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>Bayraklar&#305;n Yar&#305;ya &#304;ndirilmesi </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669691</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> Bu geleneğin kökeni eski deniz savaşlarına kadar uzanıyor. O devirlerde her bir savaş gemisinin direğinin tepesinde dalgalanan kendine özgü renkli bir bayrağı vardı. Bir deniz savaşından sonra yenilen gemi, galip tarafın bayrağını asmak zorundaydı, bunun için de kendi bayrağını yarıya çekerek üstte yer bırakırdı. <br><br>Günümüzde böyle bir durum söz konusu değilse de, bayrakları yarıya indirmek bir saygı ifadesi olarak kaldı. Milletlerin matem günlerinde, önemli devlet adamlarının ölümünde, diğer milletlerin de bayraklarını yarıya indirmeleri, mateme katılmak anlamında uluslararası bir gelenek haline geldi. <br><br>Hangi ulustan olursa olsun denizde birbirinin yanından geçen gemilerin, geçiş süresince bayraklarım yarıya indirmeleri geleneği, saygının bir ifadesi olarak günümüzde hala devam etmektedir 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 13:35:49 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669691</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>13 Say&#305;s&#305;n&#305;n U&#287;ursuzlu&#287;u</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669660</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> 13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç dünyada o kadar yaygındır ki, yaşamı birçok yönde ciddi olarak etkilemektedir. Bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmez, uçaklarda 13. koltuk sırası yoktur, apartmanlarda, otellerde 13. kat ya 12A'dır ya da 14'tür. 13 numaralı oda yoktur. Olsa bile insanlar o odada kalmak istemezler. Hatta ayın 13'ünde işe gelmeme, uçak ve tren rezervasyonlarının iptali, alışverişin düşmesi ve benzeri davranışların ABD'ye günde milyonlarca dolara mal olduğu söylenmektedir. Bu inanç bir fobi yani bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı 'triskaidekaphobia'dır. <br><br>Genel olarak bu inancın, Hz. İsa'nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü çok daha eskilere mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider. <br><br>O zamanlarda ışık ve güzellik tanrısı Balder bir ziyafet verir. Balder Vikking'lerin meşhur tanrısı Odin ile Frigga'nın oğulları olup, ay kraliçesi Nanna'nın da eşidir. Bu ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Ancak bu arada çıkan tartışmada, Loki diğer tanrılar tarafından da çok sevilen Balder'i öldürür. <br><br>Bu mitolojik hikaye ve inanış İskandinavya'dan Avrupa'nın güneyine kadar yayılır. Hıristiyan din adamları bu halk masalını kullanırlar ve Hz. İsa'nın son yemeğine uygularlar. Hıristiyan versiyonunda Balder'in yerini Hz. İsa, Loki'nin yerini de hain Judas alır. Bu yemekten sonra 24 saat içinde de Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürülür. Bu nedenle Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır.<br><br>Bu inanışlara göre 13 sayısı uğursuzdur ama ayın cumaya rastlayan 13. günü hepten uğursuzdur. Ancak böyle bir günde doğmuşsanız tam tersi, yani 13 sizin uğurlu gününüzdür. <br><br>Cuma gününün uğursuz sayılmasına Havva anamızın Adem babamıza elmayı cuma günü yedirtip cennetten kovulmasına sebep olması, Hz. Nuh zamanındaki büyük selin cuma günü olması, Hz. İsa'nın cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylardan biri veya hepsi neden olmuş olabilir. Müslümanlar ise Hz. Adem'in cuma günü yaratıldığına inandıklarından bu güne diğer günlerden daha çok değer verirler. <br><br>13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.<br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 13:34:21 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669660</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>Ni&#231;in Tesbih &#199;ekiyoruz</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669654</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> Boncuk, kemik, taş gibi küçük parçaların bir ipe dizilmesi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanlar avladıkları avın parçalarını ip benzeri şeylere dizer, bir sonraki avda başarı getirmesi için üzerlerine takarlardı. Daha sonraları bu tip takılar kötülüklerden ve düşmanlardan koruması için savaşlarda da takılmaya başlandı. Bugün bile bazı taşların özel uğurlar getirdiklerine inananlar vardır. <br><br>Boncukların dini amaçla ve duaları saymada kullanılmasına ilk olarak Hindistan'da, Hindu inanışında rastlanıyor. Tespihin ataları Hindistan'dan doğuya, sonra Ortadoğu'ya, en sonunda da Avrupa'ya yayılıyor. Tespihin kullanış amacı Müslümanlık, Hıristiyanlık (Katolik), Hinduizm ve Budizm'de aynı olup hepsinde de duaları ve dualar arası bölümleri saymada kullanılır. <br><br>Tespihin İslam dünyasında ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak belli değildir. Hz. Muhammed'in tespih taşıdığına dair bir kayıt yoktur. Hatta belki Osman Gazi, belki de Fatih Sultan Mehmet'de tespih kullanmadılar. Arşivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır. <br><br>Ne var ki, Hz. Muhammed zamanında namaz ve dua sırasında hurma çekirdeği veya çakıl taşı kullanıldığı bazı hadislerden anlaşılmaktadır. İslam'da Peygamber'in namaz kılarken sünneti olan 'Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber' kelimelerini 33'er defa tekrarlamanın hangi tarihte başlayıp, yayıldığı da bilinmiyor. <br><br>Yüce Yaratıcı'ya 99 ayrı isim veren İslami anlayış, onu anarken, her isim için bir işaret olmak üzere ipe dizdiği bu 99 taneli şeye de 'tespih' adını vermiştir. Çeşitli malzemelerden yapılan tespihteki tane sayısı 33, 99, 500 veya 1000 olabilir. <br><br>500 ve 1000'lik tespihler daha ziyade tekkeler ve dergahlarda zikr için kullanılırlardı. Tekke şeyhleri, hastaları veya bir muradı olanları, iyileşmeleri veya muratlarının olması için bu tespihlerin içinden geçirirlerdi. <br><br>Tespih çekmek, tespih tanelerini birer birer işaret parmağı ile baş parmak arasından geçirmektir. Ancak günümüzde tespihi bir oyuncak veya el alışkanlığı olarak kullananlara, sallayarak veya çeşitli figürler meydana getirerek dolaşanlara, hatta tuttukları futbol takımının renklerine göre yapılmış tespihleri çekenlere sıkça rastlanmaktadır. <br><br>Aslında tespih çekmek din adamlarına özgü bir davranışmış gibi algılanır ama halk arasında da neredeyse bir alışkanlık haline gelmiştir. Tespih çekmenin daha çok kırsal kesimlerde yaygın olmasının nedeninin tespihin boş elleri meşgul edebilme özelliği olduğu ileri sürülüyor. Sıcak aylan tarımsal çalışma ile geçiren, sürekli ellerini kullanmaya alışmış kişilerin kış aylarında bu boşluğu tespihle doldurduklarına inanılıyor. <br><br>Günümüz biliminin tespih çekme alışkanlığına bakış açısı biraz değişik. Bilim insanları, beynimizin, çalışma yaşamının güçlükleriyle, sorunlar, endişeler ve korkularla sürekli baskı altında tutulduğunu, bunun sonucunda sinir hücrelerinin aşırı yorulup yıprandığını ve beynimizi rahatlatmak, onu özgür bırakmak, dikkatimizi başka tarafa yöneltmek için tespih çekmenin çok etkili ve faydalı olduğunu söylüyorlar.<br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 13:30:17 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669654</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>Kadeh Toku&#351;turma Adeti</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669619</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> Bu konuda daha güncel ve romantik bir hikaye var. Biliyorsunuz insanda beş ana duyu var: Dokunma, görme, koklama, tat alma ve işitme. Yemeğe gidilen bir restoranda şarap ısmarlanırsa, garson şarabı getirdikten sonra bardağa bir parmak koyar ve kontrol etmesi için doğrudan erkeğe uzatır. Hiç bir kadının da itiraz etmediği bu durum gerçekten anlaşılmazdır. Çünkü dünyadaki aroma ve tat alma uzmanlarının çoğu kadındır. <br><br>Neyse biz gelelim restorana... Kadehin soğuk temasıyla dokunma duyusu tatmin edildikten sonra kadeh havalı bir şekilde göz hizasına kadar kaldırılıp şarabın rengine bakılır. Görme duyusu kontrolünden sonra kadeh burun hizasından bir sağa bir sola gezdirilerek koklanır. <br><br>Minik bir yudum alarak tadını da algıladınız. Zaten şaraptan pek anlamıyorsunuz. Garsonun da mantarını açtığı şarabı kendisi içmezse başka birine verecek hali yok. Mecburen 'mükemmel' diyorsunuz. Ama hala bir duyu kaldı, işitme duyusu. İşte o duyuyu da kadehleri tokuşturup, 'çınnn' sesini duyduktan sonra tatmin ediyoruz. <br><br>Hikaye gerçekten romantik ama işin aslı biraz değişik. Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, onu ortadan kaldırmak için zehirli bir içki sunması görülmemiş bir şey değildi. Ev sahibi içkisinin zehirsiz olduğunu ispat etmek için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir miktarını kendi bardağına dökmesine müsaade ederdi. Her iki kişi de içkilerini aynı anda içerek birbirlerine olan güvenlerini gösterirlerdi. <br><br>Misafir ev sahibine olan güveninin çok fazla olduğunu göstermek için bardaklar havada yan yana geldiğinde, kendi içkisinden onun bardağına bir şey dökmez, bardağını yavaşça onun bardağına vururdu. Duyulan 'çın' sesi gerçek bir güvenin ifadesi idi.<br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 13:28:58 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669619</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>Dogum G&#252;n&#252; &#350;ark&#305;s&#305;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669470</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. 'İyi ki doğdun -isim-' veya 'mutlu yıllar sana' şeklinde söylenen doğum günü şarkısı. <br><br>Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893'de ABD'de, Kentucky'de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da 'Good Morning to All' yani 'Herkese Günaydın' idi. <br><br>Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hill aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. Şarkının sözlerini ise Mildred'in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916'da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı 'Happy Birthday' (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı. <br><br>Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini 'Happy birthday to you' olarak değiştirdi. Şarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu. <br><br>Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway'de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı.<br><br>Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti. Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler. <br><br>Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü. <br><br>Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik Şirketi'ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur.<br><br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 13:25:59 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669470</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>sak&#305;z &#231;i&#287;neme</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669434</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> Antikçağlardan beri Ege kıyılarında yaşayanlar, bu bölgede çok bulunan sakız (mastika) ağacının reçinesini çiğniyor, bunun dişlerin temizlenmesine ve nefes kokularının güzelleşmesine yaradığını biliyorlardı. <br><br>Günümüzde çiklet diye bilinen bir tür sakızı ilk çiğneyenler ise Meksika yerlileriydiler. Yerel bir ağacın özünü çıkartıyorlar, bir kapta kaynatıyorlar ve güneşte kurumaya bırakıyorlardı. Sertleşen bu 'chickle' (çikıl) adını verdikleri beyaz özü ise çiğniyorlardı. Kokusu ve lezzeti olmayan bu ilk sakızın günümüz sakızları ile çok bir benzerliği yoktu. <br><br>Sakızın hammaddesi ABD'ye ilk olarak Lopez de Sanna adlı bir Meksikalı general tarafından getirildi. Thomas Adam isimli bir müteşebbis bu sakız hammaddesini önce kimyasal yolla ucuz sentetik lastik elde etmek için kullandı. <br><br>Bunda başarılı olamayınca sakızı sert şekerleme ile kapladı. Bu şekilde güzel lezzet ve koku da kazandırdığı ilk ticari sakızları minik toplar halinde piyasaya sundu. Daha sonra da ince düzgün plakalar şeklinde satışa çıkardığı sakızlar için yaptığı yoğun tanıtım kampanyası sonunda işler ummadığı kadar iyi gitti. Bu, bilimsel bir başarısızlığın bir başka başarıyı yaratabileceğinin güzel bir örneğiydi. <br><br>Bugün dünyada üretilen bütün sakızlarda hemen hemen aynı maddeler kullanılır: Sakızın ana maddesine ilaveten başta şeker olmak üzere tatlandırıcılar ile lezzet ve koku veren katkı maddeleri. Bunların miktarları ve oranlan sakızın tipine göre değişir. Örneğin kocaman balon yapılabilen sakızlarda ana madde daha fazladır. <br><br>Genellikle toplum içinde sürekli çiklet çiğneyenlerin bu davranışları görgüsüzlük hatta saygısızlık ifadesi olarak kabul edilir. Sakız aleyhtarlarından öğretmenler çocukların sınıfta konsantrasyonunu bozduğunu, anne ve babalar sakızı yutarsa sindirim sisteminin bloke olacağını, doktorlar da aşırı sakız çiğnemenin tükürük bezlerini kurutabileceğini ileri sürerler. Ancak yapılan araştırmalar sonucunda çiklet çiğnemenin diş sağlığı açısından faydalı olduğu tespit edilmiştir. <br><br>Ağzımızdaki tükürük salgısı dişlere dayanıklılık sağlayan kalsiyum maddesini temin etmektedir. Çiklet çiğneyen bir insanın ağzı daha fazla tükürük salgıladığından dişlerin dayanıklılığının artmasına neden olmaktadır. Örneğin ballı bir dilim ekmek yenildiğinde ağızda oluşan asit iki saat süre ile etkisini korur. Eğer yedikten sonra çiklet çiğnenmeye başlanırsa, bu asitli ortam 20 dakika gibi kısa bir sürede yok olmaktadır. <br><br>Çiklet çiğnerken ağızdaki kasların hareketleri insanın iştahını ve sigara içme arzusunu da frenler, konsantrasyonunu arttırır, gerilimini azaltır, sinir ve kaslarını gevşetir. İşte bu nedenlerle ABD Silahlı Kuvvetlerinde Birinci Dünya Savaşı'ndan itibaren tüm savaşlarda yiyecek ve su ile beraber askerlere çiklet de dağıtılmıştır. <br><br>Peki sakızı yuttuğumuzda midemizde yedi yıl kaldığı doğru mudur? Sakız bir gıda maddesi değildir. Bu nedenle midemiz bu tür şeyleri sindiremez ama bu onların midemizde devamlı olarak kalacakları anlamına gelmez. Sindirilemeseler bile midenin asit yoğunluklu sıvı ortamından diğer sindirilemeyen şeylerle birlikte, bağırsaklar yoluyla vücudu terk ederler.<br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 13:17:19 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669434</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>Pusula Neden Kuzeyi G&#246;sterir?</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669151</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> Dünyanın kendisi, çekirdeğindeki soğumamış kısımlarından dolayı dev bir mıknatıstır. Bu büyük mıknatısın artı ve eksi uçları kuzey ve güney kutuplarındadır. Ancak bildiğimiz coğrafi kutuplarda değil. Pusulanın minik ucu tam kuzeyi göstermez, gösterdiği noktaya magnetik kutup denir. <br><br>Pusulanın gösterdiği kuzey yönünü devamlı takip ederseniz kuzey kutbuna hiçbir zaman ulaşamazsınız. O noktadan 7 derece yani kilometrelerce uzaklıktaki magnetik kutba varırsınız. Olayın ilginçliği bu kadarla da bitmiyor. Bilimin kesin olarak saptadığı bir sürpriz daha var. Bu magnetik kutupların yerleri de sabit değil, zamanla değişiyor, kuzey güneye, güney kuzeye geliyor. <br><br>Eğer elinize bir pusula alıp zaman yolculuğu yapabilseydiniz, birkaç milyon yıl önce pusulanızın kuzey gösteren ucuna bakarak seyahat edince sizi penguenlerin büyük atalarının karşıladığını, yani güney kutbuna vardığınızı şaşırarak görürdünüz. <br><br>Magnetik kutupların niçin ve nasıl yer değiştirdikleri henüz tam bilinmiyor. Bu olayın dünyada kraterlerin oluşması, iklimlerin değişmesi, bazı canlı türlerinin yok olması gibi olaylarla yakın ilgisi olduğu sanılıyor. Bilim insanları magnetik kutupların yer değiştirmesinin 170 milyon yılda yaklaşık 300 defa tekrarlandığını, bugünkü konumuna en son 750 bin yıl önce geldiğini ileri sürmektedirler.<br><br>Sadece magnetik kutupların yer değiştirmelerinin değil dünyanın magnetik alanının bile başlangıçta nasıl oluştuğu tam açıklığa kavuşmuş değil. Teorilere göre dünyanın merkezindeki sıvı halindeki çekirdek bölümündeki ısı, dış demir katmanlara ulaşarak dünyanın dönüşü ile beraber bir dinamo etkisi yaparak magnetik alanı meydana getirmiştir. <br><br>Yerkürenin magnetik alanının şiddet ve doğrultusunu ölçmek için 1979 Ekiminde uzaya gönderilen 'Magsat' uydusu 3 yıla yakın görev yapıp da yanmadan önce gönderebildiği en önemli bilgi, magnetik alanının şiddetinin gittikçe azaldığı, her on yılda şiddetinden yaklaşık yüzde birini yitirdiği, böyle giderse muhtemelen bin yıl sonra magnetik kutupların yerlerinin tekrar değişebileceği bilgisiydi. <p></p><hr> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 13:06:32 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007669151</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>S.O.S&apos;nin anlam&#305;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007668783</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> Çok kişi S.O.S.'in gemimizi kurtar (Save Our Ship), ruhumuzu kurtar (Save Our Soul) veya diğer sinyalleri durdur (Stop Other Signals) kelimelerinin baş harflerinden oluştuğunu sanır. Bu bilgiler tamamıyla yanlış olup S.O.S. harfleri hiç bir kelimenin baş harfinden oluşturulmamıştır. <br><br>Tamamen telgraf zamanından kalmadır ve gemilerde de yakın zamana kadar telsiz telgraf kullanılıyordu. Bilindiği gibi telgrafta mors alfabesi denilen sistemde her harf, nokta ve çizgilerin değişik kombinasyonundan oluşuyor. Bu sinyali gönderen maniple denilen alete tek dokunuşta karşıya nokta yani 'bip', biraz daha uzunca basınca 'dııııt' sinyali gidiyordu. Gönderenler de, alanlar da mors alfabesini ezbere bildiklerinden bu 'bip' ve 'dııııt'larda hangi harfler olduğunu çözüyor ve normal yazıya dönüştürüyorlardı. <br><br>İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908'de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S. seçildi. Yani telsizde 'dııııt, dııııt, dııııt, bip, bip, bip, dııııt, dııııt, dııııt' sinyali aldığınızda hemen acil yardıma ihtiyacı olan biri olduğunu anlıyordunuz. <br><br>Filmlerde görmüşsünüzdür. Gemiler, özellikle uçaklar, tehlikeli bir durumda yardıma ihtiyaçları olduğunda 'mayday' (meydey) çağrısı yaparak durumlarını bildirirler. Bu kelime Fransızca'da bana yardım et anlamındaki m'aidez kelimesinden türetilmiştir. <br><br>Hiç dikkat ettiniz mi, filmlerde telsizle konuşan her kişinin ismi hep 'Roger' (rocır) dır. Halbuki 'roger' telsiz konuşmalarında 'anladım' anlamında kullanılır ve her iki taraf da cümlenin başında ve sonunda bu kelimeyi kullanırlar. Filmleri tercüme edenler ise bu kelimeyi bir erkek ismi sandıklarından, herkes birbirine 'Roger' diye ismen hitap ediyormuş gibi çevirirler. <br><br>Nasıl bizde telefonda harfleri söylemek için Ankara'nın 'A'sı, Bursa'nın 'B'si denilirse Roger kelimesi de İngilizce'de 'R' harfinin tanımı için kullanılır, yani Roger'in 'R'si denilir. R harfi ise mors alfabesinde başlangıçta 'anlama'nın kodu idi. Sonra konuşmalı iletişime geçilince 'Roger' olarak kullanılmaya başlanıldı. Filmleri tercüme edenlerin ABD bahriyesinde nasıl oluyor da bu kadar Roger bir araya geliyor diye uyanmamaları gerçekten ilginç! 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 13:00:01 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007668783</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>HIZLI OKUMA TAKT&#304;&#286;&#304;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007668953</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> Bir resme, bir karikatüre bakarız ama bir yazıyı okuruz. Aslında ikisi arasında bir fark yoktur. Gözümüz şekilleri görür, beyin de değerlendirir. Ancak okumayı öğrenmeye başladığımızdan beri edindiğimiz ve hemen herkeste bulunduğu için farkına varamadığımız bazı alışkanlıklar nedeni ile okuma hızımız, insanın sahip olduğu kapasiteye göre hayli yavaştır.<br><br>İnsanlar sadece göz ve beyin arasında olması gereken okuma işleminin arasına bazı lüzumsuz alışkanlıklar katarlar. Kimi duyulacak şekilde (özellikle çocuklar) sesli okur, kiminin okurken dudakları kıpırdar, kimileri ise yazıyı içinden kelime kelime okur. <br><br>Bütün bu kötü alışkanlıklar okuma süresince ekstra bir güç sarfettirdiğinden okurken çabucak yorulmaya da sebep olurlar. Halbuki okuma sırasında ağız, dil, dudak, damak ve gırtlak gibi organların çalışmalarına hiç gerek yoktur. <br><br>Yavaş okumamızın birinci nedeni gözümüzün görme alanını iyi kullanmamamız yani okurken her kelimeye tek tek bakmamızdır. Bu şekilde normal bir satırı okumak için gözümüzü 8-12 kere hareket ettirmemiz gerekir. Halbuki gözümüzün bir bakışında birden fazla kelimeyi görebildiğimizden aynı uzunluktaki bir kelimeyi 2-3 göz hareketi ile okumamız mümkündür. <br><br>Günümüzün baş döndürücü temposunda yavaş okuyarak zaman kaybetme lüksümüz yoktur. Örneğin 400 sayfalık bir kitapta yaklaşık 96 000 kelime vardır. Bu kitabı dakikada 150 kelime okuyan bir kişi 10 saatte, 500 kelime okuyan 3 saatte, l 000 kelime okuyabilen ise 1,5 saatte bitirebilir. Basit fakat disiplinli bir eğitimle kazanılacak zaman muazzamdır. <br><br>Okumamızı yavaşlatan en önemli psikolojik etken ise hızlı okursak anlayamayacağımızı zannetmemizdir. Etrafındakilerden sürekli 'tane tane oku' veya 'yüksek sesle oku' direktiflerini alan bir çocuğun bu alışkanlığı zamanla kökleşmiş hale gelir. <br><br>Halbuki dakikada 6 000 kelime okuyarak küçük yaşta üniversiteye giden Mariel Aragon, dakikada 2 500 kelime okuyarak ABD'yi yöneten John Kennedy hızlı okuyarak daha iyi anlamanın mümkün olduğunun kanıtlarıdır. <br><br>Süratli okuma teknikleri ise paragraf okumak, sütun okumak, çapraz okumak gibi çeşitlidir. Bunların içinde anlama bakımından sütun okuma en etkin olanıdır. Bu teknikte 3-4 kelimelik dar bir sütunu okuyorsanız, sütunun ortasından bir doğru boyunca gözleri aşağıya doğru kaydırmak yeterlidir. Devamlı bir çalışma sonunda sütunu tamamıyla anladığınızı göreceksiniz. <br><br>Daha geniş sütunlarda da yine aynı şekilde ancak her satırda kelimeleri birer atlayarak yani 4-5 kelimelik bir satırda ikinci ve dördüncü kelimeleri okuyarak sütunu taramak yeterli olmaktadır. Gözler diğer kelimelerin resimlerini çekecek ve beyne ileteceklerdir. <br><br>Çok fazla kişisel yetenek gerektirmeyen hızlı okuma tekniği ile okumak, konsantrasyonun yanında kültüre ve sürekli egzersiz yapmaya da bağlıdır. Tüm bu koşulları sağlayanlar rahatlıkla dakikada 1000 kelime okuma seviyesine çıkabilmektedirler. 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 12:56:06 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007668953</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>musab bin umeyr</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007668883</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <font face="Arial"><font size="2">Mus'ab bin Umeyr, hem annesi hem de babası tarafından Kureyş'in asîl ve zengin bir âilesine mensub idi. Zengin oldukları için gâyet râhat bir hayat sürüyordu. Orta boylu, güzel yüzlü, nâzik ve yumuşak huylu, son derece zekî idi. Güzel konuşurdu.<br><br>Akl-ı selîm sâhibi olduğundan, putların bir fayda veya zarar veremiyeceğini bilir onlara tapılmasından nefret ederdi. Annesi tarafından en iyi şartlar altında refah ve bolluk içinde yetiştirilmişti.<br><br>Güzel yüzlü ve zengin olduğundan Mekke halkı ona gıpta ile bakardı. Peygamber efendimiz bunun için <b>"Mekke'de Mus'ab'dan daha zarîf, daha nârin, daha güzel kimse yok idi. Saçları kıvrım kıvrım idi."</b> buyurmuşlardı.<br><br></font><font size="3" color="#ff8000"><b>Dîninden dönmedi</b></font></font><br><br><font face="Arial" size="2">Bütün bu rahatlıklara rağmen kalbinde büyük bir boşluk hissediyordu Mus'ab bin Umeyr. Bu maksatla sevgili Peygamberimizin bir merkez olarak seçtiği, İslâmı anlattığı ve o zaman Mekke'de müslümanların toplandığı Erkam bin Ebi'l-Erkam'ın evine gitti. Resulullahı görür görmez Müslüman oldu.<br><br>İslâmiyeti kabûl ettiği an hayatı da birdenbire değişti. Eski servet ve zenginliğin yerini fakirlik aldı.<br><br>Âilesinin sevgili oğullarına yapmadığı eziyet kalmadı. Onu dîninden döndürmek için evlerindeki bir mahzene hapsederek günlerce aç ve susuz bıraktılar. Arabistan'ın yakıcı güneşi altında ağır ve tahammülü zor işkenceler yaptılar.<br><br>Fakat Mus'ab bin Umeyr, bu ağır ve acımasız işkenceler karşısında sabır ve sebât göstererek aslâ İslâmiyetten dönmedi. Her seferinde bütün gücüyle haykırıyordu:<br><br><b>- Allahtan başka tapılacak, ibâdet edilecek ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm O'nun peygamberidir.<br></b><br>İslâmiyet'i kabûl ettikten sonra Mekke'de sıkıntı ve işkencelere mâruz kalan Mus'ab bin Umeyr, Resûlullahın izniyle iki defa Habeşistan'a hicret etti. Bir müddet orada kalıp, her türlü sıkıntıya katlandı.<br><br>Daha sonra dönüp, Peygamberimizin yanına geldi. Onun bu gelişini Hz. Ali şöyle anlatmıştır:<br><br>Resûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus'ab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği yoktu. Resûlullah onun bu hâlini görünce, mübârek gözleri yaşla doldu ve:<br><br><b>- Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir,</b> buyurdu.</font><br><br><font face="Arial" size="3" color="#ff8000"><b>İlk öğretmen</b></font><br><br><font face="Arial" size="2">Birinci Akabe bî'atında Müslüman olan Medîneliler, Resûlullah efendimize:<br><br>"Yâ Resûlallah! İçimizde, İslâmiyet açıklandı ve yayılmaya başladı. Halkı Allahın Kitâbına da'vet edecek, Kur'ân-ı kerîmi okuyacak, İslâm dînini anlatacak, İslâmın sünnet ve emirlerini aramızda ikâme edecek, yerleştirecek, namazlarımızda bize imâmlık yapacak bir kimse gönder" diye mektup yazdılar.<br><br>Bunun üzerine Resûlullah efendimiz Mus'ab bin Umeyr'i, Medine'ye gönderdi ve ona: <br><br><b>"Medînelilere Kur'ân-ı kerîm okumasını, İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğretmesini, namazlarını kıldırmasını"</b> emretti.<br><br>Mus'ab bin Umeyr kısa zamanda Medîne'ye vardı. Orada kendisini büyük sevinçle karşıladılar. Es'ad bin Zürâre'nin evine yerleşti. Ev sâhibi Medîneli ilk Müslümanlardan idi. Orada insanlara dinlerini öğretmeye başladı.<br><br>Mus'ab bin Umeyr'in büyük gayretleri ve hizmeteri netîcesinde İslâmiyet, Medîne'de sür'atle yayıldı. Öyle ki, İslâmiyet her eve girmiş, îmân etmeyen kalmamıştı.<br><br>Mus'ab bin Umeyr, Medîne'de Es'ad bin Zürâre'nin evinde Kur'ân-ı kerîm öğretiyor ve İslâmiyet'i anlatıyordu. Onun bu hizmetiyle Medîne'de çok kimse Müslüman oldu. Medîne'de bulunan kabîle reîslerinden Sa'd bin Muâz, Üseyd bin Hudayr henüz Müslüman olmamışlardı. Bunların durumu çevreyi etkiliyor, İslâmiyet'in hızla yayılmasını engelliyordu.<br><br>Bir gün Mus'ab bin Umeyr, bir bahçede, etrâfında bulunan Müslümanlara dîni anlatıyor, sohbet ediyordu. Bu sırada Evs kabîlesinin reîslerinden olan Üseyd, elinde mızrağı olduğu hâlde hiddetli bir şekilde gelip, şöyle konuşmaya başladı:</font><br><br><b><font face="Arial" size="3" color="#ff8000">Sözümüzü dinle</font><font color="#ff8000"><br></font></b><br><font face="Arial" size="2">Siz bize niçin geldiniz, insanları aldatıyorsunuz? Hayâtınızdan olmak istemiyorsanız buradan derhâl ayrılın!<br><br>Onun bu taşkın hâlini gören Mus'ab bin Umeyr;<br><br><b>- Hele biraz otur! Sözümüzü dinle. Maksadımızı anla, beğenirsen kabûl edersin. Yoksa engel olursun</b>, diyerek gâyet yumuşak ve nâzik bir şekilde karşılık verdi.<br><br>Üseyd sâkineşip;<br><br>- Doğru söyledin, dedi ve mızrağını yere saplayarak oturdu.<br><br>Mus'ab bin Umeyr ona İslâmiyet'i anlattı ve Kur'ân-ı kerîm okudu. Kur'ân-ı kerîmin eşsiz belâgatı ve tatlı üslûbunu işiten Üseyd kendini tutamayıp;<br><br>- Bu ne kadar güzel, ne kadar iyi bir sözdür. Bu dîne girmek için ne yapmalı, diye sordu.<br><br>Güzel yüzlü, tatlı dilli öğretmen cevap verdi:<br><br><b>- Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah demek kâfidir.<br></b><br>Mus'ab bin Umeyr'in, bu sözü üzerine Kelime-i şehâdeti söyleyip Müslüman olan Üseyd, sevincinden yerinde duramadı ve:<br><br>- Ben gidip arkadaşlarıma da anlatayım, diyerek ayrıldı.<br><br>Evs kabîlesinin reîsi Sa'd bin Muâz'ın ve kabîlesinin yanına varınca, Müslüman olduğunu söyledi.<br><br>Bunu gören Sa'd şaşırarak hiddetlendi ve Mus'ab bin Umeyr'in yanına koştu. Yanına varınca sert bir kızgın bir tavırla konuşmaya başladı.<br><br>Mus'ab bir Umeyr, ona da gâyet yumuşak konuştu ve oturup biraz dinlemesini söyledi. Sa'd, bu nâzik konuşma karşısında yumuşayıp oturdu ve konuşulanları dinlemeye başladı.<br><br>Mus'ab bin Umeyr, ona da İslâmiyet'i anlattı ve Kur'ân-ı kerîmden bir miktâr okudu. Kur'ân-ı kerîm okunurken Sa'd'ın yüzü birden bire değişiverdi. O da orada Müslüman oldu. Kendinde duyduğu üstün bir hâlin ve râhatlığın şevkiyle derhâl kavminin yanına gidip onlara şöyle dedi:<br><br>- Ey kavmim beni nasıl biliyorsunuz?<br></font><br><font face="Arial" size="4" color="#ff8000"><b>İlk cuma namazı</b></font><font face="Times New Roman"><br><br></font><font face="Arial" size="2">Sen bizim büyüğümüz ve üstünümüzsün.<br><br>- Öyle ise Allah'a ve Resûlüne îmân etmelisiniz... Îmân etmedikçe sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana harâm olsun.<br><br>Bunun üzerine kavmi hep birden İslâmiyeti kabûl etti. O gün kabîlesinden îmân etmedik kimse kalmadı. Mus'ab bin Umeyr'in büyük gayretleri ve hizmeteri netîcesinde İslâmiyet, Medîne'de sür'atle yayıldı. Öyle ki, İslâmiyet her eve girmiş, îmân etmeyen kalmamıştı.<br><br>Ensâr-ı kirâm , Resûlullahdan izin alarak Sa'd bin Heyseme'nin evinde ilk defâ Cum'a namazını edâ ettiler. Medîne-i münevverede ilk kılınan Cum'a namazı bu oldu.<br><br>Mus'ab bin Umeyr, Müslüman olan Medîneli müslümanlar ile ikinci Akabe bîatında bulundu. Bedr savaşında sancaktâr olup, büyük gayret ve kahramanlık gösterdi. Süveyd bin Harmale ile birlikte Abdüddâroğullarından Bedir savaşına katılan iki kişiden biri idi. Mus'ab, Uhud savaşına da katıldı. Yine sancağı o taşıyordu.<br><br>Bu savaşta Peygamberimizin yanından ayrılmayarak saldıranlara karşı koyuyordu. İki zırh giyinmişti. Bu hâliyle Peygamberimize benziyordu.<br></font><br><font face="Arial" size="3" color="#ff8000"><b>Peygamberimize benziyordu</b></font><br><br><font face="Arial" size="2">Müşrik ordusundan İbn-i Kâmia adında biri Peygamberimize saldırırken, Mus'ab bin Umeyr onun karşısına çıktı. Bu müşrik, bir kılıç darbesiyle Mus'ab bin Umeyr'in sağ kolunu kesti. Mus'ab bunun üzerine sancağı derhâl sol eline aldı.<br><br>Mus'ab o esnâda; <b>"Muhammed </b>(aleyhisselâm) <b>ancak resûldür. Ondan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiştir"</b> meâlindeki Al-i İmrân sûresinin 144. âyet-i kerîmesini okuyordu. İkinci bir darbe ile sol kolu da kesilince, sancağı kesik kollarıyla tutup göğsüne bastırdı ve yine aynı âyet-i kerîmeyi okudu. Bu hâliyle kendini Peygamberimize siper yapan Mus'ab bin Umeyr'in üzerine hücum eden İbn-i Kâmia, vücûduna bir mızrak sapladı ve Mus'ab bin Umeyr yere yıkılıp şehîd oldu.<br><br>Mus'ab bin Umeyr zırh giydiği zaman, Peygaberimize benzediği için müşrikler onu şehîd edince Peygamberimizi ödürdüklerini zannetmişlerdi.<br><br>Hz. Mus'ab şehîd olunca; onun sûretinde bir melek, sancağı aldı. Mus'ab'ın şehîd düştüğünden Resûlullahın henüz haberi olmamıştı. <b>"İleri ey Mus'ab ileri!"</b> diye sesleniyordu. Bunun üzerine bayrağı elinde tutan melek, geri dönüp Resûlullah efendimize; "Ben Mus'ab değilim" diye cevap verince, Resûlullah sancağı elinde tutanın melek olduğunu anladı. Bundan sonra Peygamberimiz sancağı Hz. Ali'ye verdi.<br><br>Resûlullah efendimiz, Mus'ab bin Umeyr'i şehîd olmuş görünce, başı ucuna dikilerek Ahzâb sûresinden:<br><br><b>"Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah'a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Onlardan bâzıları şehîd oluncaya kadar çarpışacağına dâir yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehîd olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü aslâ değiştirmediler"</b> meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve sonra şöyle buyurdu:<br><br><b>- Allah'ın Resûlü de şâhittir ki, siz kıyâmet günü Allah'ın huzûrunda şehîd olarak haşrolunacaksınız.<br></b></font><br><b><font face="Arial" size="3" color="#ff8000">Selâm vereceklerdir</font><font size="4" color="#ff8000"><br></font></b><br><font face="Arial" size="2">Daha sonra yanındakilere dönüp;<br><br><b>- Bunları ziyâret ediniz. Kendilerine selâm veriniz. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, kim bunlara bu dünyâda selâm verirse, kıyâmette bu aziz şehîdler kendilerine mukâbil selâm vereceklerdir,</b> buyurdu.<br><br>Daha sonra Mus'ab bin Umeyr'e kefen olarak bir şey bulunamamıştı. Mekke'nin en zengin iki ailesinden birinin çocuğu olan Mus'ab bin Umeyr'in örtünecek kefeni yoktu. Vücûdu kaftanı ile ve ayak tarafı da otlarla örtülmek sûretiyle defnedildi.<br><br>Habbâb bin Eret der ki:<br><br>Mus'ab bin Umeyr, Uhud'da şehid edilince, kendisini saracak kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. Hırkayı baş tarafına çektik, ayakları açıldı. Ayaklarına çektik, baş tarafı açıldı. Resûlullah bize:<br><br><b>- Onu baş tarafına çekiniz! Ayaklarını otlarla kapatınız!</b> buyurdu</font> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 12:43:47 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007668883</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>memati evlendi</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007668718</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><iframe src="http://siteneekle.milliyet.com.tr/?id=5&st=" height="300" width="238" hspace="0" vspace="0" frameborder="0" marginheight="0" marginwidth="0" scrolling="no" name="I1" border="0"></iframe> necati şaşmaz nikah şahidi 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Apr 2008 12:35:19 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007668718</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>T&#252;rk&#231;e Rap Barikat - J&#246;nt&#252;rk - Gaziantep &#220;niversitesi </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007433329</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/hJnycLWBb58&hl=en"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/hJnycLWBb58&hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object> g.antp 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>6 Apr 2008 19:42:03 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007433329</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>2007-08 galatasaray &#351;ampiyon 3 avc&#305;lar / parseller (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000868081</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000868081&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000868081&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000868081&mode=e" flashvars="&config=41000000000868081&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>aslan cimbommm</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>11 May 2008 07:14:37 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000868081</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>2007-08 galatasaray &#351;ampiyon 2 avc&#305;lar / parseller (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000868076</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000868076&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000868076&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000868076&mode=e" flashvars="&config=41000000000868076&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>ÇILDIRIN ÇILDIRIN CİMBOM İÇİN ÇILDIRN</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>11 May 2008 07:05:13 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000868076</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>2007-08 galatasaray &#351;ampiyon avc&#305;lar / parseller (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000867912</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000867912&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000867912&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000867912&mode=e" flashvars="&config=41000000000867912&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>şampiyonluk sevinci coştuk helal size aslanlar</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>10 May 2008 19:40:22 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000867912</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>2007-08 &#351;ampiyonluk sevinci avc&#305;lar parseller (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000867907</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000867907&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000867907&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000867907&mode=e" flashvars="&config=41000000000867907&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>gaziantepli cimbomlular:D</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>10 May 2008 19:37:22 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000867907</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>AVCILAR L&#304;SES&#304; 10 FEN A 6-2 10 TA MA&#199; SONU (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000841757</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000841757&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000841757&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000841757&mode=e" flashvars="&config=41000000000841757&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>10 FEN A SEN BİZİM HERSEYİMİZSİN</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>11 Apr 2008 17:23:01 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000841757</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>25.11.2007 avc&#305;lar 10fenA tiyatro &#246;ncesi 2 (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000657430</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000657430&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000657430&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000657430&mode=e" flashvars="&config=41000000000657430&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>ayasofya</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>26 Nov 2007 08:46:49 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000657430</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>25.11.2007 10fenA tiyatro (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000657428</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000657428&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000657428&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000657428&mode=e" flashvars="&config=41000000000657428&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>tiyatro öncesi sultan ahmet </td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>26 Nov 2007 08:45:21 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000657428</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>break dans t&#252;rkcell 2 (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585707</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585707&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000585707&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585707&mode=e" flashvars="&config=41000000000585707&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>süperrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>10 Oct 2007 20:24:10 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585707</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>Queresma avea (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585698</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585698&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000585698&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585698&mode=e" flashvars="&config=41000000000585698&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>tüyap 2007</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>10 Oct 2007 20:14:47 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585698</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>ibrahim kutluay ve fenerbah&#231;e basketbol kul&#252;b&#252; (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585695</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585695&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000585695&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585695&mode=e" flashvars="&config=41000000000585695&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>avea stand</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>10 Oct 2007 20:12:15 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585695</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>break dans t&#252;rkcell (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585690</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585690&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000585690&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585690&mode=e" flashvars="&config=41000000000585690&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>cebit bilişim fuarı</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>10 Oct 2007 20:09:54 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585690</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>avea dans&#231;&#305; k&#305;zlar 2 (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585682</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585682&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000585682&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585682&mode=e" flashvars="&config=41000000000585682&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>devam tüyap 2007</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>10 Oct 2007 20:03:49 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585682</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>avea dans&#231;&#305; k&#305;zlar (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585675</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585675&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000585675&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585675&mode=e" flashvars="&config=41000000000585675&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>tüyap 2007</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>10 Oct 2007 19:59:56 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585675</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>g&#246;khan &#246;zen 2 t&#252;yap 2007 (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585669</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585669&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000585669&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585669&mode=e" flashvars="&config=41000000000585669&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>g.h devamı</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>10 Oct 2007 19:56:39 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585669</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>g&#246;khan &#246;zen t&#252;yap cebit bili&#351;im (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585660</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585660&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000585660&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000585660&mode=e" flashvars="&config=41000000000585660&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>serdar ismail yaser ordalar</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>10 Oct 2007 19:53:29 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000585660</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>seddar 27</dc:creator>
		<title>GAZ&#304;ANTEP (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://sedo27.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000831712</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"GAZIANTEP" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://sedo27.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000831712'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/83/1/712/831712/7765624_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>7 Dec 2007 17:32:02 GMT</pubDate>
		<guid>http://sedo27.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000831712</guid>
	</item>
	
</channel></rss>